YAŞAM

İnsanüstü Ama İnsan

Başardıkları inanılır gibi değil, hayatı ve kendisi son derece mütevazı… Eliud Kipchoge’nin zıtlıkları onu sporun en klas figürlerinden biri yapıyor.

31 Ekim 2022 5 dk
İnsanüstü Ama İnsan

Efsane sporculara karşı hissedilen şeyler aşağı yukarı aynı gelir bana. Hayranlık duyarsınız mesela. Yeteneğine, kişiliğine, özel yaşamına veya kariyerine… Nefret de edebilirsiniz. Her büyük sporcunun mutlaka sevmeyeni olur, malum. Her şeyi kazandığı için ondan nefret edebilirsiniz, tavırlarından nefret edebilirsiniz veya oyunu güzelleştirmeye değil de kazanmaya odaklı oluşu sizi rahatsız eder. Sporcu ne kadar büyükse, hissettikleriniz de bir o kadar büyük olur.

eliud kipchoge

Ama değişmeyen bir şey vardır; bir noktada Roger Federer, Lionel Messi, Nadia Comaneci ve benzerleri insanüstü varlıklara dönüşürler. Yaptıkları şeyler, normal bir insanın yapmayı hayal edebileceği şeyler değildir ve onları her izleyişinizde o tahayyül dahi edemeyeceğiniz şeyleri normalmiş gibi yapmaktadırlar. Doğaüstü, insanüstü veya mistik bir havaya bürünürler. Benim için hemen hemen her koşucu insanüstü bir statüye sahip olsa da Eliud Kipchoge’nin yeri ayrıdır.

roger federer

Koşucular dedim, biraz açayım. Tarihin en büyük koşucusunun aynı olimpiyatta 5.000, 10.000 ve maratonu altın madalyayla tamamlayan Emil Zatopek olduğu söylenir hep. Hayatını anlatan Men, Today We Die A Little adlı kitabı okursanız, yaptığı şeyler her ne kadar insanüstü olsa da onunla bağ kurabilirsiniz. Karşınızda hem insan hem de sporcu olarak ulaşılmaz gözüken günümüz figürlerinin yaşadığı zengin ve renkli hayatın çok uzaklarında yaşamını geçirmiş birini görürsünüz. Zatopek 1950’lerin sporcusudur tabii ki. Savaş vardır, para yoktur; günümüz sporcuları kadar göz önünde değildir, politikaya kurban gitmiştir vesaire… Kısacası anlatmak istediğim; Zatopek bugünkü sporculara göre daha insandır. Tamamen farklı jenerasyonların sporcuları olsalar da, Kipchoge de öyle. Bunun koşucu olmalarıyla ne alakası var diye sorabilirsiniz, anlatayım.

emil zatopek

Son yıllarda performans sporları, özellikle de uzun mesafe koşu ve triatlon hiç olmadığı kadar popülerleşti. Sosyal medyanın büyük payı var tabii bunda. Sağlıklı yaşam ve dayanıklılık sporları arasındaki bağ bir anda sosyal medyayı devraldı. Bunun yanında futbol, basketbol veya tenis gibi majör sporlarda çok fazla görmediğimiz insan hikâyelerini de görmeye başladık. Fiziksel dönüşümler, mental sağlığını koşarak geri kazananlar veya hayata bir yarışı tamamlamak amacıyla bağlanıp tamamen ona odaklananlar… Uzun mesafe sporlarının, hele ki koşmanın insan hayatındaki yeri arttıkça, koşucuların hayatıyla biz amatör koşucuların hayatları arasındaki perde iyice kalktı.

Tenis oynayamayabilirsiniz. Futbolda yeteneksiz olabilirsiniz. Yüzmeyi bir türlü becerememişsinizdir belki. Koşmak öyle değil. Tabii ki herkes çalışarak maraton şampiyonu olabilir gibi bir şey çıkmaz buradan. Ancak koşmak yetenek gerektirmez. Koşmak ekipman gerektirmez. Koşmak ders alarak öğrenmeniz gereken bir şey değildir. Okuyarak, izleyerek, kendi kendinize öğrenerek koşabilirsiniz. Belki şöyle özetlemek daha iyi olacak; hiç koşmamış biri düzenli çalışarak bir yıl içerisinde maraton koşabilir. Belki de bu yüzden koşucularla bağ kurmak daha kolay, onları insan olarak görmek daha mümkündür.

eliud kipchoge

Aslına bakarsanız, bu anlattıklarımın tam tersi bir durum var. İnsanın sınırlarını birkaç kez aşan bir adam için “Daha insan” gibi bir tabir kullanmak garip, doğru. Fakat Eliud Kipchoge’yi köyünde antrenman yaparken, eşiyle birlikte Ugali (Kenya’da yemeklerle birlikte yenen, özellikle uzun mesafe sporcularının çok tükettiği mısır ekmeği) pişirip tarlasından topladığı sebzelerden yemek pişirirken gördüğünüzde iş değişiyor. Ya da tüm bu sponsorluk, sosyal medya, kamera önü illüzyonu devam ederken yarıştan bir saat evvel eşofmanlarıyla çadırda kestirdiğini gördüğünüzde… İşte o zaman o insanüstü şeyleri başaran adamın ne kadar insan olduğunu daha rahat anlıyorsunuz.

“Hiçbir insanın limiti yoktur” der Eliud Kipchoge ve ona, kişisel gelişimcilere yaptığınız gibi “Hadi oradan” deyip geçemezsiniz. Çoğu Afrikalı uzun mesafecinin hikâyesinde olduğu gibi, kendi imkânsızını mümkün kılmıştır çünkü. Okula koşmak zorunda kalarak başlamıştır koşmaya; rastgele seçilmiştir okulun kros takımına, şans eseri keşfedilmiştir. Sonrası ise tek tek kendi limitlerini yıkmasıyla mümkün olmuştur.

eliud kipchoge

Onun 19 yıl önce 5.000 metre dünya şampiyonu olduğunu düşünmek hakikaten akıl almaz geliyor hâlâ. Çoğu sporcu için dünya şampiyonu olmak, kariyer hedefine ulaşmak anlamına gelirken, Kipchoge o şampiyonluktan 19 yıl sonra iki maraton dünya rekoru sahibi ve maraton mesafesini iki saatin altına indiren ilk insan. Tartanda oldukça iyi bir kariyerin ardından yol yarışlarına geçip -ki baktığınız zaman aynı spor gibi gözükebilir ama bambaşka iki disiplinden bahsediyoruz- yaptıkları inanılır gibi değil pek.

Tüm bu mütevazı hayatın yanında, Kipchoge için maratonun ilk süperstarı diyebiliriz ki bu durum onun mütevazılığını daha da takdir edilesi kılıyor. Maratonlar artık merakla beklenen, dünyanın her yerinde yayını olan, aylar öncesinden profesyonel atlet listeleri yayımlanan ve analizleri yapılan bir branş. Kısacası, Kipchoge’nin son yıllarda yaptıklarıyla birlikte olimpiyatın uzun ve sıkıcı bir parçasıyken, sezonu ve atletleri yakından takip edilen bir majör spora dönüştü. Tabii ki sponsorlar ve büyük markalar olmadan bunu yapması mümkün değildi ama herkes onun gibi bir yıldız, onun gibi insanüstü bir sporcu bekliyordu ve o, sonunda geldi.

Demiştim ya en başta, efsane sporculara karşı hissedilenler aşağı yukarı aynıdır diye. Spor benim hayatım olduğundan, farklı sporlardan farklı sporculara karşı her türlü hissiyatı yaşadım yıllardır. Nefret ettiğim de oldu, yakınsayıp bağ kurduğum da idol olarak gördüğüm de… Belki on senedir koştuğumdandır, hiçbir sporcuya Kipchoge’ye baktığım gibi bakmadım. Her koştuğunda akrabamı, arkadaşımı, mahallemizin en güzel abisini izliyor gibiyim. Ne hissettiğini veya nasıl bir yarış çıkardığını görebiliyorum. Sanırım bu bağı başka bir spor veya sporcuyla kurmam da mümkün olmayacak.

Ozan Can Sülüm

Ozan Can Sülüm

1997’de hentbol oynamaya, 2009 yılında spor medyasında çalışmaya, 2013 Şubat ayında da uzun mesafe koşmaya başladı. Sporu ya yapıyor, ya izliyor, ya yazıyor ya da yayınını yapıyor. Hayatı spordan ibaret.

Tüm yazılarına göz at (6)
SAYFA BAŞINA DÖN

ÖNE ÇIKANLAR

MAC+
KULÜP VE STÜDYOLAR