FUTBOL

Yeni Çocuk

Khvicha Kvaratskhelia, Napoli forması ile harikalar yaratmaya devam ediyor. Saha içinde kahramanlara alışık Napoli halkı için de bu yeni bir deneyim…

6 Ekim 2022 10 dk
Yeni Çocuk

Napoli, İtalya’daki kuzey-güney farkının, geriliminin, rekabetinin merkezindeki şehirlerden. Gerek İtalya’nın birleşmesinden önceki özerk durumu gerek savaş sonrası cumhuriyetin inşasında göz ardı edilen güneyin en çok göç veren şehirlerden olması bu tartışmada sık sık adının geçmesinin nedeni. Napoli, bir nevi güney İtalya’nın yüzü, başkenti. Kullandıkları dil, şarkıları, o şarkılarda anlatılanlar ve en önemlisi yaşam modeli, kültürü farklı. Hep öyleydi. İtalyan sineması dahi güneydeki sıradan insanları anlatanlar ya da kuzey şehirlerden sanayileşen ve değişen insanları aktaranlar olarak ikiye ayrılmıştı. Elbette futboldaki hikâyeleri de öyle oldu…

napoli

Napoli, savaş sonrası dönemde Avrupa futboluna bir rekorla girmişti. Benito Mussolini döneminde siyasete giren ve 1952’de hem belediye başkanlığını hem de futbol takımının patronluğunu yapan Achille Lauro, şehrin futbol hassasiyetinin farkındaydı. İsveçli forvet Hans Jeppson’u 105 milyon liret ödedi. Bu, dünya transfer rekoruydu.  ‘Napoli Bankası’ lakabını alan İsveçli, hatırı sayılı gol sayısına ulaşsa da takımın çıktığı en üst nokta dördüncülük oldu. 1950’lerin sonlarından 1960’ların başına kadar yine dalgalı sularda seyretti Napoli. Küme düştüler, çıktılar, bir daha düştüler. 1965’te yeniden adım attıkları Serie A sahnesine, bir gövde gösterisi ile giriş yapacaklardı ve yine başrolde gözü tepelerde olan bir başkan vardı.

naples football club

Roberto Fiore, Juventus’la sorunlar yaşayan Omar Sivori ve Milan’la Avrupa Kupası’nı kaldıran Brezilya asıllı forvet Jose Altafini’yi şehre getirdi. İtalyan futbolunun isim yapmış iki yabancısının şehre gelişi, Milano ve Torino takımlarına özellikle de Juventus’a bir meydan okumaydı. Nitekim savaş sonrasında yeni İtalya’nın kuruluş aşamasında ve takip eden Ekonomik Mucize döneminde güneydeki şehirlere yatırım yapılmazken Milano, Torino ve Genoa, adeta genç ülkenin yeni hayat merkezleri olmuş ve Napoli başta olmak üzere güney şehirlerinden birçok vatandaş bu şehirlere göç etmişti. Özellikle sanayileşmenin simgelerinden FIAT’ın sahibi Agnelli Ailesi’nin takımı Juventus, Napoli şehri için tam bir ‘düşman’ kimliği taşıyordu. Sivori bu açıdan tam aradıkları kahramandı. Juventus antrenörü Heriberto Herera ile sorunlar yaşamış ve büyük tartışmalar sonunda takımdan ayrılmıştı.  Napoli halkına istediklerini de verdi. İlk senesinde takım, ligi üçüncü bitirdi. Dahası, Napoli’de Juventus’u alt etmeyi başardılar. Sivori’nin Herera ile maç içinde alay etmesi, tam da Napoli izleyicisinin aradığı bir malzemeydi. Bir anda kültürel bir ikona dönüşmüştü. 1966 yapımı Operazione San Gennaro (Napoli Macerası) filminde Nino Manfredi’nin canlandırdığı Dudu karakteri, Stadio del Sole’de izlediği bir Napoli maçında Sivori’ye hayranlığını şu sözlerle ifade ediyordu: “Sivori, Napoli Denizi gibisin…”

omar sivori

Antonio Juliano ve Dino Zoff gibi yetenekli İtalyan futbolcularla şampiyonluk hayalleri kurmaya başlayan Napoli, 1967-68 sezonunda buna çok da yaklaştı ama olmadı; ikincilikte kaldılar. Sivori, bir sezon sonra takımdan ayrıldı. Altafini biraz daha Napoli ile bütünleşmeye devam etti. Ama onun ayrılığı şehrin canını daha çok yakacaktı. 1972 yazında Juventus’un yolunu tuttu…  

1966’dan sonra yabancı futbolcu yasağı nedeniyle büyük uluslararası yıldızların önü tıkanmıştı ama sözleşmesi devam edenler, kariyerlerini sürdürdü. Napoli, özellikle antrenör Luis Vinicio döneminde yine tepeyi zorlamaya devam etti. 6 Nisan 1975’te lider Juventus ile karşılaştıklarında aralarındaki puan farkı ikiydi. Ama yenildiler. Umutları bitiren golü, eski Napoli forveti Jose Altafini atmıştı. Daha da acısı, 1970’ler Juventus’un onyılı olmuştu. Napoli ise özellikle 70’lerin ikinci yarısından itibaren onları izlemekle yetindi. Sonra ABD’den bir kurtarıcı geldi… 

Ruud Krol, Ajax ile büyük işler başarmış, takım dağıldığında dahi kulübünde kalmıştı. Daha sonra dönemin modasına ayak uydurup ABD’nin yolunu tuttu. Bu, bir nevi futbolu bırakmak anlamına geliyordu aslında. O dönemde futbolculuğu döneminde şehrin simgelerinden olan Napoli Genel Menajeri Antonio Juliano, aynı fikirde değildi. 1980 yazında ‘bir yabancı’ şartıyla kaldırılan yabancı yasağı sonrasında Napoli şehrinin ‘yeni çocuğu’ Krol oldu. Üstelik Juliano kararında haklı çıkacaktı. Hollandalı savunmacı, yılın yabancısı seçildi, yılın 11’ine girdi ve liderlik özellikleri ile takımda büyük bir etki yaptı. 1981’de yapılan kürtaj referandumunda kürtaj karşıtlarının açtığı pankartlardan birinde şu yazıyordu: “Kürtaj için oy veren Napoli taraftarı; hiç düşündün mü, ya Krol’ün annesi kürtaj yaptırsaydı?” Krol’ün takıma verdiği ilham, tekrar heyecana kavuşan Napoli taraftarı ile birleşince yine zirveyi zorlasalar da son haftalardaki kayıplar, o kayıplardan sonra dağılmalar, şampiyonluk baskısı derken… Geride üçüncülük ve dördüncülükle yetinilen sezonlar kalmıştı. O son haftalarda son noktayı koyacak birine ihtiyaç vardı…

Diego Armando Maradona, 1970’lerin sonundan itibaren adından söz ettirmeye başlayan süper yetenekti. Avrupa’ya Barcelona forması ile dünya transfer rekoru kırarak ayak bastı. Kısa sürede potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu kanıtladı ama Barcelona’daki ortam, onun hayatı yaşama şekli ile çok da çakışmadı. 1984 yazında kulüpten ayrılmayı kafaya koymuştu. Antonio Juliano, bu rahatsızlığın kokusunu alan yöneticilerden biriydi. İspanya’ya gitti ve 10 numara ile temasa geçti. Napoli Başkanı Corrado Ferlaino’nun aradığı, şehri ayağına kaldıracak isim ayağına gelmişti. Pürüzler, film senaryolarını aratmayacak biçimde ortadan kaldırıldı ve Maradona, bir transfer rekoru daha kırarak Napoli formasını sırtına geçirdi…

Arjantinli büyük yetenek, uçaktan indiği andan itibaren hiçbir fikri olmadığı şehirde kendini buldu. Coşkulu taraftarlar, Arjantin’de büyüdüğü ortama benzer yaşamlar ve hırs… Napoli halkı, henüz o şehre ayak basmadan “Maradona’yı gördüm!” şarkısını dillerine dolamıştı. Onun figürleri, oyuncakları kapış kapış gidiyordu. 1980’ler, İtalyan futbolunda tribün dilinin de sertleştiği dönemlerdi. Napoli, Verona ya da Torino gibi kuzey şehirlerine gittiğin “Koleralılar!” ya da “Yıkanın!” gibi pankartlarla karşılaşıyorlardı. Tam da Diego’nun aradığı bir meydan okumaydı bu. İlk senesinde çok etkili olamadı ama yavaş yavaş hem takım hem yönetim hem de taraftar üzerinde liderliğini göstermeye başladı. 1985-1986 sezonuna kendine ait ilk yedi maçta yedi galibiyet rekorunu kırarak başlayan Juventus, ligin dokuzuncu haftasında Napoli’ye konuk oldu. Napoli, 14 Eylül 1973’ten beri Juventus’u ligde yenememişti. Üstelik sert geçen maçta 10 kişi de kaldılar. Ama 72’inci dakikada sahneye Diego çıktı ve muazzam bir frikik golüyle zafer getirdi. Bu, bir dönemin milat taşıydı…

maradona napoli

Napoli, Maradona önderliğinde ve onun da etkisiyle kurulan iyi takımla iki lig bir de UEFA Kupası şampiyonluğu yaşadı. Yıllardır beklenen bu zaferlerle ortaya bir Diego miti çıkmıştı. Onun için dua edenler hatta Maradona dinine inanlar dahi vardı. 1990’ların başından itibaren yavaş yavaş takımla bağlarını koparıp sonra da uyuşturucu madde kullandığı için futboldan men edildiğinde Napoli, uzun süreli bir depresyona girecekti…

Napoli’nin Maradona sonrası çöküşü, 90’ların ortasından itibaren yokuş aşağı yuvarlanmaya dönüştü. 2000’li yıllara girildiğinde Serie C’de buldular kendilerini. Takvimler 2004’ü gösterdiğinde İtalyan sinemasının köklü şirketlerinden Filmauro’nun sahibi Aurelio De Laurentiis sahnede belirdi ve başkanlık koltuğuna oturdu. Tam da İtalyan futbolunun ve Napoli’nin aradığı bir figürdü; hedefleri vardı, medyatikti ve para harcamaktan çekinmeyen bir yapıya sahipti. Napoli, yeni patronla basamakları hızla çıktı. 2006-07 sezonu sonunda, Serie A hasretleri de bitmişti. O yaz takıma katılan genç bir Slovak, birkaç yıl içinde şehrin yeni ikonu olacaktı…

aurelio de laurentiis

 Napoli, 2009’da Walter Mazzari’nin göreve gelmesiyle ligin dişli ekiplerinden birine dönüştü. 2010-11 sezonunu üçüncü bitirdiler. Edison Cavani ve Ezequiel Lavezzi gibi yetenekler takımdaydı fakat gerek imajı gerek oyun stili gerekse de Mazzari’nin sistemindeki rolüyle Slovak yetenek Marek Hamsik, Napoli taraftarının sarıldığı isim oldu. Yıldızlar ayrılsa da o hep takımın demirbaş listesinin başköşesinde kaldı. Birkaç sezon sonra, altyapıdan yetişen ve birkaç yıl kirada gezdikten sonra memleketine dönen Lorenzo Insigne ile birlikte takımın yeni yüzü oldular. Maradona kadar yetenekli ya da onun gibi kazanan olmadılar ama efsaneye ait rekorları egale ettiler ya da kırdılar. Özellikle de Maurizio Sarri döneminde Juventus hegemonyası ile geçen İtalya Ligi’nin nadir keyif veren unsurlardan biri olmasında başroldeydiler. Bir de kahraman olarak başladığı filmi, ‘kötü çocuk’ rolüyle bitiren Gonzalo Higuain vardı tabii…

Arjantinli santrforun Real Madrid kariyeri, çoğu futbol izleyicisini tatmin etmeyen cinstendi. De Laurentiis, 2013’te takımdan ayrılan golcü Cavani’nin yerini doldurması için ona mavi formayı giydirdiğinde birçokları Uruguaylının aranacağını düşünüyordu. Öyle olmadı. Higuain hem istikrarlı bir şekilde gol atmaya devam etti hem de Sarri sisteminde, farklı özelliklerini de geliştirip daha komple bir santrfora dönüştü. Napoli’nin Juventus hanedanlığına karşı başkaldırmaya devam ettiği 2015-2016 sezonunda Arjantinli santrforunun tam 36 golde imzası vardı. Gol kralı olmakla kalmamış, 1928-29 sezonunda Gino Rossetti’nin rekorunu da egale etmişti. Juventus şampiyon olmuştu ama Napoli yeni bir kahraman daha bulmuştu. Ama bu mutluluk uzun sürmedi. Juventus, yıllar evvel Altafini de olduğu gibi yine Napoli’nin golcüsünü kaptı. Higuain de yeni formasıyla Napoli karşısında çıktığı ilk maçta Juve’ye galibiyeti getiren golü atacaktı…

Napoli, 2021-22 sezonunun başladığı ilk günden beri ligin en heyecan veren takımı olmayı başardı. Üstelik bu tempo, Şampiyonlar Ligi’nde de devam ediyor. Luciano Spaletti’nin şimdilik kusursuz işleyen makinasında Zambo Anguissa, Osimhen, Di Lorenzo gibi önemli parçalar var ama Napoli’nin oynadığı keyifli futbolun yüzü Gürcü Khvicha Kvaratskhelia. Hızı, şut tekniği, paylaşımcılığı ve oyun zekâsı ile sadece Napoli’nin değil Serie A’nın bu sezon en ilgi çeken oyuncusu durumunda. Liverpool zaferinden itibaren de tüm Avrupa’nın gözü onun üzerinde. Yerel kahramanları Insigne’nin özlemini çok da çekmeden aynı bölgede apayrı bir yeteneği izlemeye başlayan Napoli taraftarı için Gürcü oyuncunun yarattığı etkiyi, telaffuzu zor ismi için bulunan çözümde anlamak mümkün: Kvaradona. Vefatından sonra San Paolo Stadı’na Diego Armando Maradona adını veren şehrin, Maradona mitini daha da yüce bir mertebeye çıkardığı bir dönemde bu lakabı almak daha da kıymetli.

khvicha kvaratskhelia

İtalya’da kuzeyin üstünlüğü sürüyor. 1980’lerdeki kadar ateşli olmasa da rekabet hâlâ var. Lige harika bir başlangıç yapan Napoli, 1990’dan beri beklediği şampiyonluğa ulaşırsa, “Kvaradona’yı gördüm” şarkısı yazılmasa da başrolde Kvaratskhelia olacak gibi. Hele bir de Maradona, Hamsik ya da Insigne gibi takıma bağımlılığını gösterirse, Napoli halkının sevgi gösterisini tahmin etmek hiç kolay değil. Şimdilik Kvaradona’yı izlemenin zevkini tadıyorlar. Bir de şampiyonluk gelirse…

Peki ya sezon sonunda o alışılmış kötü senaryo filme eklenirse ve Juventus ya da Premier Lig takımları kapıyı çalarsa? Küresel futbol düzeni bu, belli olmaz. Hele bir de başkan De Laurentiis’se…

İlhan Özgen

İlhan Özgen

2012’de futbol tarihi blogu Toprak Saha’da yazmaya başladı. 2015’te Socrates Dergi’ye editör olarak adım attı. Derginin ilk sayısından bugüne içerik üretmeye devam ediyor. Öte yandan bazı kitaplara makaleler yazan İlhan Özgen, 2019 tarihli Kolej Havası Belgeseli’nde de röportaj editörü olarak görev yaptı.

Tüm yazılarına göz at (3)
SAYFA BAŞINA DÖN

ÖNE ÇIKANLAR

MAC+
KULÜP VE STÜDYOLAR