BASKETBOL

Aralık Kapıdan Baktırır

Spot: Aralık ayında olmamıza rağmen NBA heyecan dozajını hayli yükseltti. Sebebi mi? Elbette ilk kez düzenlenen sezon içi turnuvası… Turnuvadan kalanları hatırlayalım.

13 Aralık 2023 5 dk
Aralık Kapıdan Baktırır

NBA’in normal sezonunun gitgide tekdüzeleştiği artık ligi yakından takip eden etmeyen herkesin farkında olduğu bir gerçek. Tamam; Alperen Şengün’ü izlemeyi çok seviyoruz, onun takımı Houston Rockets ve o ayarda genç çekirdeğe sahip takımları takip etmek keyif veriyor. Ancak onların dahi normal sezonun belli bir noktasından sonra hedefleri, sıraları keskinleşiyor ve ona göre pozisyon alıyorlar. Yani onlar da herkes gibi oluyor…

Sezon içi turnuvası bu sorunu tamamen çözebilecek bir yöntem olmayabilir. “Zaten milyon dolarlar kazanan oyuncuları 500’er bin dolar kazanmak mı kamçılayacak?” sorusu da pekâlâ sorulabilir, kabul. Ancak günün sonunda, yarı finallerle birlikte tek maçlı eliminasyon sistemiyle karşımıza çıkan NBA Sezon İçi Turnuvası’nın bizi mutlu ettiğini söylememek haksızlık olur.

Harika iki yarı final maçı izledik ve görece daha az görkemli finali izleyerek Los Angeles Lakers’ın ilk sezon içi turnuvası şampiyonluğuna tanık olduk. Peki turnuvadan geriye, biz seyircilere neler kaldı? Birkaç maddede hatırlayalım:

Tecrübe mi, yetenek mi?

Indiana Pacers, basketbolu hiç bilmeyen bir insana bu oyunu sevdirebilecek türden bir takım. Zira çok hızlı oynuyorlar, hücumu çok hızlı biçimde kurup sonuca gitmeye çalışıyorlar ve en önemlisi, Tyrese Haliburton’a sahipler.

Haliburton kısmına tekrar geleceğiz fakat Pacers’ın hücumdaki maharetini biraz açmak gerek: John Hollinger’ın takım istatistiklerine göre Indiana Pacers, ligin en hızlı basketbol oynayan, en verimli hücum eden, verimli şut yüzdesi ve ‘true shooting’ yüzdesi en yüksek takım. Belki ribaundlarda zaafları var ancak hücumlarını, şut saatinin ilk 7-8 saniyesi içerisinde kurgulayıp sonuçlandırmaya çalışıyorlar. Çok iyi şutörlere sahip olmaları da aslında bu hızlı oyunun bir tezahürü. Ve dediğimiz gibi, Tyrese Haliburton’a sahipler…

Top kaybı istatistiğinin tutulmaya başlandığı 1977-78 sezonundan bu yana NBA tarihinde kariyerinde birden fazla maçta 25+ sayı, 15+ asist ve 0 top kaybı istatistiklerini yakalayan herhangi bir isim yok. Ancak 23 yaşındaki Haliburton, Milwaukee Bucks yarı finaliyle birlikte sadece bu sezon bu istatistiği üçüncü kez yakalamış oldu. Topu bu kadar rahat ve özgüvenli yönlendiren bir oyuncunun asist/top kaybı oranının bu kadar yüksek olması, aslında artık onun süperstarlık basamağına çıktığının bir kanıtı. Takımını finale taşımasından anlaşılabileceği üzere…

Bu takımı daha etkileyici kılan, son yıllarda NBA finali ve hatta şampiyonluğu görmüş Milwaukee Bucks ve Boston Celtics gibi takımlara karşı, neredeyse şimdiye kadar hiç play-off tecrübesi olmayan oyunculardan kurulu olmasına rağmen üstün gelmeleriydi. Belki final maçı hiç istedikleri gibi geçmedi ancak maç onlar adına olabilecek en kötü şekilde dahi giderken kendi prensiplerinden ödün vermeyip tıpkı unutulmaz “7 seconds or less” stratejisiyle hücum ettiler. Onları play-off’ta görmeye sabırsızlanmamak için hiçbir sebep yok.

LeBron’u olan kazanır… Peki ya Davis’i olan?

Los Angeles Lakers geçtiğimiz sezon NBA şampiyonluğuna aday değildi. Bu sezon da oldukları pek söylenemez. Ancak LeBron James’e sahipseniz, sezon içi turnuvası gibi “kazan ya da evine dön” anlarında en az rakibiniz kadar şansınız olduğu çok açık. Bu şanstan çok fazlasına da eriştiler.

Yarı finalde New Orleans Pelicans potasına yalnızca 22 dakikada 30 sayı bırakan ve bunu da 9/12 saha içi isabetiyle yapan LeBron James, üç sayı çizgisinin gerisinden de kaçırmadan oynadı. “Ben kariyerimde bir şey kazanmadım, artık bir şeyler kazanmak istiyorum” diyen Tyrese Haliburton’ın karşısına 39 yaşında, her şeyi kazanmış ama hâlâ doymamış bir adam olarak dikildi LeBron James, turnuva MVP’liği ödülünü de koleksiyonuna ekledi. Ve Las Vegas yolunda yalnız da değildi.

Yalnız değil çünkü ‘yoldaşı’ Anthony Davis, son üç sezonki profilinin aksine inanılmaz keskin bir görüntü sergiledi. Final maçındaki 41 sayı, 20 ribaund, 5 asist, 4 blok ve %66 şut yüzdesiyle doldurduğu istatistik kağıdı, Wilt Chamberlain tarzı bir performansı işaret ediyordu.

Renk, çok fazla renk…

İlk denemenin sonunda NBA yönetiminin sezon içi turnuvasıyla başarılı bir sınav verdiğini söylemek ve haklarını vermek lazım. Fakat her şey yüzde yüz mükemmel değildi. Hatta bir unsur var ki, mükemmellikten hayli uzaktı.

2000’lerdeki play-off ve hatta final serilerinde parke zemininde bulunan logolar, şüphesiz ki maçları normal sezondan ayrıştırmada ve ayrı bir hava katmakta çok önemli bir işleve sahipti. Bu turnuvada ise Adam Silver ve NBA yönetimi basit bir logo ya da çıkartmayla yetinmek yerine parkenin tamamen yeni bir görünüme kavuştuğu, takımların şehir temalı formalarının yansıtıldığı, rengarenk bir parke görünümünü seçti. O görüntü muhtemelen salondaki seyirciler için ekstra iyi bir atmosfer sağlamıştır fakat ekran başında izleyen, yani çoğunluk olan taraf için aynı atmosferin sağlandığını söylemek güç.

Tek seferlik bir heves mi?

Ve gelelim belki de en önemli hususa… NBA’in mevcut yayın anlaşması önümüzdeki 2024-25 sezonunun bitmesiyle birlikte sona erecek. Yeni anlaşmaya dair pazarlıklar, içinde bulunduğumuz sezon başlangıcıyla birlikte yapılmaya başlandı bile. Luka Doncic, Nikola Jokic, Giannis Antetokounmpo gibi Avrupalı yıldızların getirdiği Avrupalı NBA izleyicilerini NBA izleyicisi olarak tutabilmek adına onların EuroLeague’den alışık olduğu normal sezon rekabetini NBA’de de sürdürmek elzem. Neticede daha fazla izleyici, daha fazla rekabet, daha fazla para ve daha fazla maaş bütçesi…

Yakın tarihte artık kötü bir değişim örneği olarak hatırlanacak NBA’in ‘seçmece’ usulü All-Star formatı ilk başta çok keyifli olsa da bir süre sonra ilgi çekiciliğini kaybetti ve bu sezonla birlikte geleneksel doğu-batı formatına geri döndü. Ancak sezon içi turnuvasının temel fikri, saman alevinden çok fazlası. Ancak ateşin sönmemesi adına da NBA yönetiminin yine kafayı çalıştırıp turnuvayı biraz geliştirmesi de hiç kuşkusuz şart…

Ruhat Akkuş

Ruhat Akkuş

1999 doğumlu, 2018’den beri Socrates Dergi’de çalışıyor. Basketbol en büyük tutkusu.

Tüm yazılarına göz at (5)
SAYFA BAŞINA DÖN

ÖNE ÇIKANLAR

MAC+
KULÜP VE STÜDYOLAR