SPOR

Ayakkabı Farkıyla

Teknolojik gelişimlerin spor üzerindeki doğal etkisi mi, yoksa sporu tamamen değiştiren bir nevi doping mi? Süper ayakkabı tartışması her gün yenilenen rekorlar sayesinde sürekli gündemde.

25 Ocak 2024 6 dk
Ayakkabı Farkıyla

14 Ocak 2024, Valencia. Parkurunun düz olması, kışın dahi hava şartlarının uzun mesafe yarışlar için ideal sayılacak 12-15 derece arasında olması ve yarışın yapıldığı bölümün fazlaca rüzgar almaması itibariyle, Valencia 10k Ibercaja yarışı her daim iyi süreler çıkarmıştır. Fakat 2024 yol yarışı sezonunun henüz ilk günlerinde Agnes Ngetich’in 28:46 koşarak kırdığı kadınlar 10 kilometre dünya rekoru, önümüzdeki dönemin nasıl kontrolden çıkabileceğini bir kez daha, bu kez beklenmedik bir anda hatırlattı. Sebep ise 2017’den beri devam eden tartışma: Süper Ayakkabı.

İlk olarak 2017’de, Nike’ın piyasaya sürdüğü Vaporfly yüzünden başlayan “Süper Ayakkabı” tartışmaları, günümüzde yerini markaların savaşına bırakmış durumda. Nike Ar-Ge ekibinin, uzun mesafe koşu ayakkabılarındaki köpük tabana yerleştirdiği ince karbon fiber plaka sayesinde koşucunun her adımında daha az enerjiyle daha fazla mesafe kat etmesi mantığıyla girişilen süper ayakkabılar, markaların birbirileriyle girdiği savaş, yarış kazanan sporcunun giydiği ayakkabının, antrenman ve performansının önüne çıkmaya başlaması ve mesafe rekorlarının arka arkaya, hem de bir önceki rekora kıyasla büyük farklarla kırılmasıyla birlikte atletizm dünyasının en fazla konuşulan konusu haline geldi.

Doğal Süreç

Evrim, sporcu beslenmesinde öğrenilen yeni şeyler, antrenman tekniklerinin gelişmesi ve sporcu yetenek çıtasının yukarıya çıkması, hemen her sporda yıllar geçtikçe rekorların darmadağın edilmesi anlamına geliyor ki bu doğal bir süreç. Fizyolojik olarak her yeni nesil eskisine kıyasla evrimsel sebeplerden dolayı doğal olarak birkaç adım ileri gidiyor işin doğası gereği. Bununla beraber spor biliminin hem antrenman tekniklerine, hem rejenerasyona, hem de rehabilitasyona olan etkileri sporcuların performansını artırırken, kariyerlerini de uzatıyor. Sporcu beslenmesi artık belki de en az antrenmanlar kadar önemli görünüyor. Bundan 20 sene öncesiyle kıyaslarsak, öğrenilen bu kadar yeni şeyin performanslara etkisinin büyük olması çok da garip değil. Fakat işin içine ekipman teknolojisinin çığır açan etkisinin yerleşmesiyle yol yarışlarını bir daha eskisine dönemeyeceğimiz şekilde değişti.

2009 yılında düzenlenen FILA Dünya Şampiyonası’nda, bir sene önce Pekin’de düzenlenen 2008 Beijing Olimpiyatı’nı aldığı sekiz altınla domine etmiş olan efsane Michael Phelps’i geçerek 200 metre serbestte dünya şampiyonluğuna ulaşan Alman Paul Biedermann, hemen hemen herkesi şoka uğratmıştı. Biedermann’ın kullandığı sürtünmeyi minimal düzeye indiren yeni teknoloji poliüretan mayosu Arena X-Glide, Phelps’le arasındaki yetenek farkını teknoloji yordamıyla kapatmış, büyük şampiyonu geçmesine izin vermişti. Phelps’in “Artık kim kazanmış diye bakmamıza gerek yok, hangi mayo kazanmış diye bakabiliriz” diye tepki gösterdiği bu tartışma, su sporları dünyasının dışına pek taşmamıştı. Ta ki süper ayakkabılar gelene kadar…

Başta tek tük üretilen karbon fiber plaka destekli koşu ayakkabıları, yol yarışlarının tabana yayılma potansiyeli sebebiyle spor markalarına çok büyük bir fırsat gösterince, işler bir anda kontrolden çıktı. Hem profesyonel sporcuların kendi ayakkabılarıyla yarış kazanması ve tabii dünya rekoru kırması, hem de üretilen ayakkabıların market potansiyelinin çok ciddi bir satış sayısı anlamına gelmesi, markaların daha hızlı ayakkabıyı üretme yarışına girmesine, bu yarışın sporculara, yarışlara ve tabii ki sonunda spora çok sert biçimde yansımasına sebep oldu. Yol yarışlarında “hangi sporcu hangi ayakkabıyı giyiyor?”, “podyumda hangi markanın kaç sporcusu yer aldı?” ve hatta “geride bıraktığımız sezonda hangi marka kaç yarış kazandı?” gibi soruların her şeyin önüne geçmeye başladığı bu dönemde, tecrübe, yetenek, teknik ve strateji yerini ekipmana bırakıyor gibi görünüyor.

Etik mi, değil mi?

Teknolojinin nimetlerinden yararlanmak sorun değil. Hatta tartışmaların alevlendiği noktalarda, süper ayakkabı karşıtlarının işi doping benzerliğine çektiğini düşünürsek, süper ayakkabılar oldukça masum. Fakat süper ayakkabı giymeyen sporcuların herhangi bir şekilde yarış kazanma ihtimalinin olmadığı bir noktaya doğru ilerliyorsak, bu ayakkabılar spor etiğine ne kadar uygun?

Şüphesiz büyük bir yarışa, o yarışı kazanmak için giren sporcuların sponsorları ya da federasyon desteği var. Bu destek de büyük ölçüde süper ayakkabıyla yarışması anlamına geliyor. Ancak 2023 Atletizm Dünya Şampiyonası’nda, kadınlar maratonda yarışan 33 yaşındaki Susanna Sullivan’ın hikayesi işin garip bir noktaya gittiğini gösteriyor.

Bir ortaokul öğretmeni olan Sullivan, pandemi sonrasında uzun mesafe yarışlarını ciddiye almaya başladıktan sonra antrenmanlarını profesyonel hale getirse de, katıldığı maratonlarda asla ilk 10’a girecek performansa ulaşamadı. 2012 yılından beri profesyonel olan ancak sponsoru olmadığı için kendi ekipmanını kendi alan Sullivan, 2021 yılında Nike tarafından keşfedilip Vaporfly ile ödüllendirilince önce ilk kez 2 saat 30 dakikanın altına indi, ardından da dünyanın altı büyük maratonundan biri olan Chicago Maratonu’nu altıncı bitirdi. Ertesi sezon Londra Maratonu’nda 10. olan Sullivan, ABD Ulusal Maraton Takımı’nın bir ferdi olarak 2023 Dünya Atletizm Şampiyonası kadrosuna alınınca 30 yaşından sonra elit seviyede koşan bir atlete dönüştü.

İyi bir koşucuyu, elit bir koşucuya dönüştüren şeyin teknolojik bir fark olmasıyla, enjekte edilen bir ilaç olması arasında ne denli etik fark var? Sanırım süper ayakkabı tartışmasının kayması gereken eksen biraz da burası.

Yol Yarışlarının Geleceği

Süper ayakkabıların ilk kez üretildiği 2017 yılından bu yana atletizm dünyası 10 kilometre, yarı maraton ve maraton mesafelerinde 30’u aşkın dünya rekoruna şahitlik etti. Ayakkabıların her geçen gün daha hafif ve daha hızlı olmaları sebebiyle, yakın zamanda rekorların sayısı daha da artacak gibi görünüyor.  Aynı Covid-19 döneminde ortaya çıkan o meşhur söz, “yeni normal” gibi, süper ayakkabılar da yol yarışlarının normu haline geldi ve buradan geri dönüş yok gibi.

Spor tarihinde yapılamaz denen birçok şey, kırılamaz denen birçok rekor yıllar içinde tarih oldu. İnsanlık, kendi kendine koyduğu sınırları yıllar içinde aşmayı başardı. Ancak süper ayakkabıların gelişi sonrası sanırım hiçbir rekor, “Bir insan bir mili dört dakikanın altında asla koşamaz” iddiasını 1954 yılında paramparça eden Sir Roger Bannister’ın mil rekorunun yarattığı büyük çaplı şoku, veya Usain Bolt’un son 20 metresinde yavaşlayarak koştuğu 100 metre dünya rekorunun insanlar üzerinde bıraktğı etkiyi bırakamayacak gibi görünüyor.

Ozan Can Sülüm

Ozan Can Sülüm

1997’de hentbol oynamaya, 2009 yılında spor medyasında çalışmaya, 2013 Şubat ayında da uzun mesafe koşmaya başladı. Sporu ya yapıyor, ya izliyor, ya yazıyor ya da yayınını yapıyor. Hayatı spordan ibaret.

Tüm yazılarına göz at (6)
SAYFA BAŞINA DÖN

ÖNE ÇIKANLAR

MAC+
KULÜP VE STÜDYOLAR